Anlaşılmak

Anlaşılmak

Anlamak ve anlaşılmak insanın var oluşundan bugüne kadar getirdiği becerilerden biri. Bu
beceriler sayesinde medeniyetler kurdu ve doğa üstünde hakim güce sahip. Çevremizi,
olayları, diğerlerinin ne söylediklerini ve kendimizde ne olduğunu anlamaya çalışırız.
Anlamak bir anlamda kabul etmek ya da değiştirmek, güvende hissetmek veya önlem almakla
da ilgilidir. Anlamakla ilgili çok şey söylenebilir. Peki kendimizde ne olduğuna dair
diğerlerinin fikir sahibi olması… Yani anlaşılmak. Özellikle hislerimizin anlaşılması. Bir
olayla, yaşantıyla ilgili duygu ve düşüncelerimizi olduğu haliyle konuşabilmek…
Ne düşündüklerimizle ilgili çoğu zaman kendimizi anlatabiliyoruz. Olay ne hissettiklerimize
geldiğinde biraz daha zorlanabiliyoruz. Çünkü hislerle ilgili konuşmak coşkulu umutlu
heyecanlı olduğu kadar üzüntülü öfkeli kırılgan da olabiliyor. Özellikle olumsuz hislerimizi
konuşurken sanki bizi güçsüz gösteriyormuş gibi hissettiriyor. Zaman zaman yaşadığımız
yaşantıların zorluğu karşısında ne yapacağımızı bilememek de kabul edilebilir aslında.
Özellikle savaş, hastalık, afet dönemlerinde anlaşılmak ihtiyacı daha bir önem kazanıyor.
Üstelik bazen çok küçük yardımlarla dönütler sağlayabilir olsak da. Elimiz kolumuz bağlı
olduğu halde bile birinin neler hissettiğiyle ilgili konuşmak, kişiye; seni dinliyorum, elimden
bir şey gelmiyor olsa da tek değilsin mesajını veriyor. İnsanların kendini anlatması ise sorunu
kendi cümleleriyle aktarıp soruna dışarıdan bakmasına yardımcı oluyor. Yaşadığı duyguları
kabul etmesini sağlıyor. Çünkü biz biliyoruz ki hisler geçici, yaşanıp uğurlanır. Zor
zamanlarda bile sadece olumsuz duygular yaşanmaz. Paylaşılmayan aktarılmayan duygular
ise rahatsız hissettirir. Çözümsüz hissettirir. Yalnız hissettirir.
Olumsuz duygu ve yaşantılarla ilgili konuşulurken çoğumuzun düşündüğü bir şey var. Kişi
bana bunu anlatıyorsa ben ne yapmalıyım? Belki de en son sormamız gereken soruyu ilk başta
soruyoruz. Şunu bilmemiz gerekiyor ki yaşadığımız zor durumlarla da başa çıkabilir
olduğumuz. Ya da bunları anlatıyor olmanın bu duygularla başa çıkamadığımız anlamına
gelmediği. Bu şunun gibi, birisine öfkeyle bir şey anlatırsın o senden daha çok öfkelenmeye
başlar ve onu sakinleştirmeye çalışırsın. Kısaca bize anlatılan, aktarılan olumlu olumsuz
şeyleri aynen kopyalamamız gerekmiyor. Bu bizim için de zor. Empati dediğimiz diğerini
anlamak kavramı onun yaşadığı duyguyu kopyalamak bizzat yaşamak anlamına gelmiyor.
İnsanlar anlamak ve anlaşılmak ihtiyacı hissederler. Bunun için aktarımda bulunurlar. Bazen
bu aktarımlar olumlu olumsuz olabilir. Diğerlerinin anlattıklarını dinlemek bir tercih olsa da
dinlerken dikkat etmemiz gerekenler olduğunu bilmemiz gerekiyor.